
Sanma ki Dert Sadece Sende Var. Sendeki Derdi Nimet Sayanlar da Var.. Umudunuyıkma; Yusuf'u hatırla.. "Ayağın kırıldı diye üzülme. Allah sana belki kanat verecek. Kuyu dibinde kaldın diye kırılma,Yusuf kuyudan sultan oldu unutma!
MURAT ÖZDAŞ
'
BAĞLANMAYACAKSIN
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
(Can YÜCEL)
MURAT ÖZDAŞ

Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür...
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür...
Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür...
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür...
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür...
Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür...
Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür...
MURAT ÖZDAŞ

Aşağıda Osman Bey'e ünlü İslam Alimi, Şeyh Edeb-Ali'nin verdiği öğütleri anlatan bir yazı. Neredeyse 700 yıl önce söylenmiş ama hiç mi hiç eskimemiş. Tüm zamanlar için geçerli.
Oğul insanlar vardır şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler.
Avun oğlum avun. Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın,
ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilemezsen sabah
rüzgarında savrulur gidersin...
Öfken ve nefsin bir olup aklını yener. Daima sabırlı, sebatlı ve
iradene sahip olasın. Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük
değildir. Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler,
görülmeyenler ancak senin fazilet erdemlerinle gün ışığına
çıkacaktır. Ananı, atanı say, bereket büyüklerle beraberdir.
Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere
dönersin. Açık sözlü ol, her sözü üstüne alma. Gördün söyleme,
bildin bilme.
Sevildiğin yere sık gidip gelme, kalkar muhabbetin itibar olmaz.
Üç kişiye acı:
* Cahiller arasındaki alime,
* Zenginken fakir düşene,
* Hatırlı iken itibarını kaybedene.
Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklı olduğunda mücadeleden korkma.
"Bilesin ki atın iyisine DORU,"
"Yiğidin iyisine DELİ derler."
MURAT ÖZDAŞ
Yalan
Tohumdur.
Bire kırk verir.
Verdigi kırkın her biri
bir tohumdur ki
o da bire kırk verir.
***
Bilgi de tohumdur.
Bire yuz verir.
Verdigi yuzun her biri
Bir tohumdur ki;
sana bilgelik, torunlarina da ilham verir.
***
Zeka
Sudur.
Tohumlari yesertir.
Yalanı da bilgiyi de.
***
Yetenek
Topraktır.
Ne ekersen onu biçersin.
Ekmezsen üzerinde ayrık otları biter.
***
Emek
Günestir.
Tohuma da suya da toprağa da hayat verir..
***
Kader
Cadırındaki kilim gibidir.
ipliğini Ulu Manitu verir
Sen dokursun.
Deseni sendendir,
renkleri Allah'tan.
***
Şans
Dogal gübredir.
Boktan bir seydir yani.
Ne zaman nereye düseceği belli olmaz.
Kilimine düşerse kirletir. Desenini degistirir.
Her seyi "bombok" eder.
Oysa toprağına düşerse besler.
Bu kitabe okuyana ilham,
yazana derman,
dağıtana şans getirir.
(Kilis'ten değerli bir arkadaşın yazısı)
MURAT ÖZDAŞ

İlk Mantık Dersi ...
Öğrenciler o yılın ders programında yeni bir ders olduğunu farkederler.Dersin adı Mantıktır ve derse yaşlıca bir profesör girecektir.Nihayet ilk ders başlar.Çocuklardan biri söz hakkı isteyip :
-Sayın profesör mantık bize ne öğretir? Lütfen herşeyden önce bunu anlatır mısınız? ricasında bulunur.
Profesör kendisine merak ve şüpheyle bakan talebelerine;
-Mantık derisin insanların düşüncesine yaptığı etkiyi açıklamak biraz güçtür.Onun için bunu sizlere bir örnekle açıklamak istiyorum,der.Farzedin ki maden ocağından iki insan çıkıyor.Birinin üzeri tertemiz,diğerinin ise kömür karası içinde. Bunlardan hangisini yıkanması lazımdır?
Öğrenciler hiç tereddüt etmeden "Elbette kirli olan" diye cevap verirler. Profesör tebessüm ederek... "İşte çocuklar mantık bu soruya cevap vermeden önce şunu sorar! Nasıl olurda bir maden ocağından çıkan iki kişiden birinin üzeri tertemiz iken diğerinin ki kömür karası oluyor... ?
(Kilis'ten değerli bir arkadaşın yazısı..)
MURAT ÖZDAŞ

Ermişin birini yolda yürürken görmüşler. Bir elinde bir kova su, öteki elinde bir meşale taşıyormuş.
“Nereye gidiyorsun böyle” diye sormuşlar.
“Bu kovayla cehennemi söndüreceğim, bu ateşle de cenneti yakacağım” demiş.
“Niçin” demişler.
“İnsanlar” demiş “günahı ve sevabı, cennet vaadi ve cehennem korkusu için değil kendi gönülleri için yapsın.”
Bu kıssa tam Doğu toplumları içindir.
Çünkü insanların çoğunun içi fesattır. Yapılan her işin arkasında bir cennet vaadi ve cehennem korkusu ararlar.
Hiçbir art niyet olmadan sadece düşündüğünü söyleyen beyinleri ve kendilerine zararı dokunsa bile gönüllerinden geçeni paylaşanları anlayamazlar.
Bu kara gönüllülere göre her söz hesaplıdır. Her davranışın arkasında bir çıkar hesabı vardır.
Bu yüzden cenneti tutuşturmak ve cehennemi söndürmek isteyen ermişi de anlayamazlar.
***
Bir dönemde “yüreğin taşıyıp götürür seni” demiştim. Bana göre bütün insanlar, yüreklerinin sesine kulak verip yürürlerdi çünkü.
Ama aradan geçen yıllar bana öğretti ki bu ülkede yürekle mürekle hiç ilgisi olmayan, hayatı sadece bir sırtlan dövüşü olarak görenler var.
Hiçbir dertleşmeyi, hiçbir içtenliği anlamıyorlar.
Hesapsız kitapsız alıp başını gitmek duygusunu bir kez bile duymamışlar içlerinde.
Onlara göre eğer siyasi bir yazı yazılıyorsa mutlaka arkasında bir hesap var.
Tuval üzerinde gezen her fırçanın, tellerde gezinen her parmağın, kâğıda sürtünen her kalemin, onların kafasındaki kadar kirli, dünyevi ve gündelik taktikleri var.
Anadolu ozanları bunları çok güzel tarif etmiş.
Mesela demiş ki:
“Adem vardır cismi semiz
Abdest alır olmaz temiz”
Anlamamışlar.
Bir başkası demiş ki:
“Ormanda büyüyen adam azgını
Çarşıda pazarda insan beğenmez
Medrese kaçkını softa bozgunu
Selam vermeye dervişan beğenmez”
Yine anlamamışlar.
Çünkü onların yürekleri kararmış. Bakın İbn Arabi bunları nasıl anlatır:
Hz. İsa’yı dağa doğru koşarken görmüşler.
“Ya peygamber, neden kaçıyorsun aslandan mı, kaplandan mı, ejderhadan mı?”
İsa “Ben peygamberim bunlardan korkmam!” demiş.
“Peki o zaman neden kaçıyorsun?” diye ısrar
etmişler.
“Ahmaklardan kaçıyorum” demiş. “Aslandan kaplandan korkmam ama ahmaktan korkarım. Çünkü onların kalpleri karadır, hiçbir söz işlemez bunların yüreklerine.”
***
Bugünlerde hep kendime sorup duruyorum: İsa’nın kaçtığı dağ neresiydi acaba?
Ve orada sıradan ölümlülere de yer var.
MURAT ÖZDAŞ